Üyelik Girişi
Site Menüsü
Site Haritası
Takvim

Placebo ...

Placebo ...
placebotr@biyoakademi.com
Sorun
08/05/2015

  Sorun 

 -- Bir sorun var tespitinde çıkışa varamadığım. Bir sorum da var cevabı uzun zamandır sisleri dağıtmıyor. Yardımcı olalım birbirimize o halde, çünkü bazen başkalarının soruları bir başkasına cevap olur. Sorun ve sorularım için sizde sorun teşkil edecek sorular sorun!..--

 

  Genel olarak bireysel veya toplumca ilerlemenin, gelişmenin ya da gerilemenin nedenlerini yüzeysel olarak düşünürsek…  Bireysellik bazında normal görülebilecek ataletin toplumu sarıp sarmaladığını çok net görebiliriz. Görmeliyiz, çünkü sağlam elmaların içinde olan bir çürük elma hepsinin hakkından gelecektir. Çürük elmaların içine sağlam elmayı koymakta çözüm değil bilakis sağlamı feda etmek yerine göre yem etmek, kurban etmek olur. Öyle ise çözüm basit olarak ataletten birey birey kurtulmaya bakıyor gibi. Peki ama nasıl?

  ‘’Soru sormaya başlayan insan bir daha asla duramaz.’’ Diye bir anekdotla beraber başlayalım. Neden öğretilenin dışına çıkamıyoruz ya da zorlanıyoruz? Neden teker teker her şeyi bir başka tekilden bekler olduk? Neden sonra başımıza gelenleri tekillikten kurtarıp büyük bir oluşum yerine sayılabilecek isimlere malettik? Ve neden teslim ettik o zaman bütün hakları? Neden yudum yudum verilen verilere razı geliyoruz? Neden artık bir damlası için kaynakların yolunu çeviriyoruz? Neden emek harcamadan yaşamaya daha çok emek harcıyoruz? Neden zaman yetmezliği içindeyiz?  Neden neden neden ?

  Sorulardan birinin cevabı elbette ki ‘para için’. Bir diğeri ‘değer ve saygı görmek, güç, itibar, unvan kazanmak’. Bir diğeri ve günlük yaşantıda daha geçerli olan ‘başkasının daha iyi yapabilecek olmasına olan inanç ve başkasının da onu görebileceğine olan inanç’ .  Çoğaltılabilir ki çoğaltılmalı…

  Daha basit açıklamaya çalışmakla beraber tüme varmamı kolaylaştırmak için ve okuyanların daha derin ve net düşüneceklerine kefil olarak devam edeceğim. Verilen bilgiyi aşanlar, üzerine emek koyanlar, geliştirenler, fikirsel ürünleri cisme ve fiile dönüştürenler  tabi ki var, iyi ki var. Ama sayılarının çok az olduğunu düşünüyorum ortaya çıkmamış olanları da kastederek. Genelde yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı geliştiricilerin sonuçlarını yine ülke sınırları dışında görebiliyoruz. Sahip çıkabilmekten ziyade kovuyoruz ki ‘doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar’ mış. Fakat artık doğru söyleyeni köyünden alıkoyuyorlar zaten, ya rızasıyla ya cebren ve hile ile. Yani kovmaya teşebbüs bile etmeden bir bakmışız ki çoktan yerinde yeller esiyor. Tek bir hurafe bile dağ gibi olup nice parlak dimağların sonu olabiliyor. Kimi ışıklar ümitsizlikle sönüp kimisi başka yerlerde yanmaya devam ediyor. Tamamen başka yerlerde. İşte o ışığın yanması için gerekli koşullar sağlandığında daha önce sahip olduğumuz gürleştirdiğimiz bilgilerin alınmasının yanı sıra kullanıcıları da alınıyor.

  Buna razı gelmemizin, hem de farkında olamamamızın sebebi ise; temel meselemizin kolaycılık ve hazırcılık olması. Bu sorun tabi daha çok yakın tarih için geçerli, geçmişin şimdiye tesir etmesi. Bulunmuş, yapılmış bir şey için o kadar kolay kobay oluruz ki. Çünkü sunulan oyalama araçları o kadar kaliteli ve faydalı gösteriliyor ki; 5 kavanoz bal kadar, 1 haftada 10 kg verdiren ilaçlar kadar ikna edici… Rahatsız edici aynı zamanda cezp edici. Ambalajımızın daha kıymetli olmasına ne zaman bu kadar inandık hiçbir fikrim yok. Hal böyle olunca sahip olunmayan her türlü maharetin adını bilip taklidini yapmakla meşguliyet kazanıyoruz ki ambalajımız güzel olsun içi boş olsa da olur.

  İşte bu yüzden özeti çıkarılmış bilgilerden tatmin olabiliyoruz. Yani tavşanın yaptığı gibi; havuçun suyunun suyunu içiyoruz sonra da doyduk diyoruz.  Örnekler klişeleşmiş gelebilir ama yaşananlara daha yakından bakacak olursak büyük bir acıyla karşı karşıyayız. Bu nokta da yüzleşmekten kaçmanın akla uygun bahanelerini bulmaya çalışarak emek harcarsak başa sararız. Birey birey toplumu oluşturduk hamurumuzda olan dirayeti, kalenderliği, alın terini, üretici olmayı tekrar canlandırmalıyız. Bir zamanlar zifirideki bilginin meşalelerini elimizde tutarken şimdi hiç elimizden geçmemişçesine tanımamazlık edemeyiz.

  O meşaleleri tutarak dünyayı aydınlığa ulaştıranların yolu çıraklıktan geçerek olmuştur. Çünkü bilinir ki; çıraklığını yapmadığın bir işin ustası asla olamazsın. O halde ataleti atıp kapıları çalmaya ivedilikle başlanmalı. Çünkü o şikayetçi olduğumuz zalimlerin çarkı cahillerin çalıştırmadıkları kafalarıyla döner…   Saygılar.

 

Placebo.                                                                                                                                                 



Paylaş | | Yorum Yaz
1332 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Deneme 1: Hayaller Denizinden Balık Tutmak - 16/03/2015
‘Hayaller denizinden balık tutmak’ Antik Yunan’daki refah düzeyinden dolayı söylenmiş bir söz değildir.’ At oltayı ne çıkarsa bahtına’ da değildir. O halde nedir?
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret51759
Hava Durumu
Anlık
Yarın
8° 1°
Saat